Çünkü dünyanın bekaya bakan yüzünü daha iyi algılayabildiğimi anladım.Başımıza gelen her musibetin bir hikmetinin olduğunu gördüm.Eğer bir adım atmak için yerimizden kalkıp ayağımızı taşa çarpıp düşüyorsak kendimize de başkalarına da hayata da kızmamamız gerektiğini.Mutlaka düşmenin adım atmaktan daha hayırlı olabileceğini öğrendim.Tabi, hayattan yaptığım çıkarımları defterime yazmayı da ihmal etmedim.
Bunlar bir yana işin en eğlenceli yanı; baba anneciğimin gençlik yıllarını dinlemek oldu. Çocukluğundan başlayarak gençlik yıllarını, rahmetli dedeciğimle nasıl evlendiklerini, ona olan sonsuz sevgisini, evlatlarını ne şekilde yetiştirdiğini, evlendirdiğini ve daha neleri...
Sobada yanan odunun çıtırtısı yanında sıcacık çaylarımızı yudumlarken baba anne torun koyu muhabbetlere daldık doğrusu.Hayata dair nasihat vermeyi unutmayan baba annemin gözlerinin içinde yorgun ama bir o kadarda mutlu kadınI gördüm.
Tüm bunlar beni de haliyle çocukluk yıllarıma götürdü.Kendimi uzun zamandır açmadığım sandığımın başında buldum.Ayaklarım benden önce gitmişlerdi.Bu benim anılarımı biriktirdiğim kumbaramdı :) Kapağını kaldırmamla tek tek baktım hepsine.İçinde ilkokul arkadaşlarımla birlikte birbirimize yazdığımız o saf ve masum mektuplarımızı okudum.On bir yıl önce Fransa'dan bana mektup gönderen öğretmenimin kokusunu anımsadım.Şimdilerde Kırklareli'nde minicik öğrencileriyle.Altıncı sınıfta vefat eden rahmetli fen bilgisi öğretmenimin resmine, sekizinci sınıfta ilk yazdığım küçük kız adlı şiirime :) tebessümle baktım.
Rahmetli dedeciğimin köstekli saati, tesbiği ve namaz şapkası ile geçirdiğim kazadan kalan platinlerimi bile saklamışım.
Küçükken bir yirmi üç nisan gösterisi ardından babamın bana aldığı plasik mutfak oyuncaklarım, ayıcıklarım barbie bebeklerim, bebeklerime diktiğim elbiselerim,biriktirdiğim gül yapraklarım,arkadaşlarımızla birbirimize aldığımız manen çok büyük hediyelerimiz,deniz kabuklarım ve tabiki İstanbul baskılı tişörtüm ... gözlerim dolu doğrusu, hatta kendimi tutamayıp azıcık ağladım sayılır.
Arkadaşlarımla olan konuşmalarımda onların söylediği güzel sözleri kayıt ettiğim not kağıtlarım...Tekrar onlarla konuşmuş gibi hissettim kendimi.Şimdilerde bir çoğu çoktan taşınıp gittiler mahallemizden kimisinin bebeği bile oldu.Kimi mesleğe başladı.Hala görüştüğüm yakın arkadaşlarımla bir gün ayarlamalıyım bir araya gelmek için.:)
Tüm bunları anımsarken odamı sıcacık bir kahve kokusu sarmıştı çoktan.
Gözüm duvarda asılı duran takvime kayıyor.''3 Aralık 2011'' de kalmış olan...Yerimden kalkıyor elime alıp uzun uzun bakıyorum.Belki de ömrümce hiç unutamayacağım o güne gidiyorum.İki ay olmuş tam...
Takvimi de sandığıma koyuyorum.Hiç unutmamak için baktıkça anımsamak için...
Anılarım arasına ne kadar çok şey eklemiştim.Zihnin anıların ekili olduğu bir arazi yanı var.Her gün takvimden düşüyor zaman, ömürden.
Geçmişi saklarken kucağında geleceği büyütüyor.Her şey geldiği hızla gidiyor tutamıyor insan elinde.Ama ümitsizliğe mi götürüyor bu beni, hayır iyi ki her şeyin bir sonu var iyi ki her şey gelip geçiyor ya kalsaydı.
Çok sevdiğim bir kitaba başlamak üzere kapatıyorum sandığımın kapağını.Malum yarın iş başı erken yatmak lazım;)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder