13.2.12

D/üşüyorum Derinlerine


En zor geçirdiğim günlerden biriydi sanırım bu gün.Hem pazartesi sendromunun hemde hastane serüveninin kesişimi, benim için tam bir işkenceye döndü.Gittiğim hastanenin başka yere sevk etmesi yolun iki saat mesafede olması dönüşte okula gidecek olmam ruhumu saran kasveti iki katına çıkarıyordu.Uzun bir yolculuk ardından hastaneye gelebildim nihayetinde, doktorumu bulduğum için ne kadar şükretsem azdır.Yarım saat boyunca doktorla yapmış olduğumuz konuşmada onun dediği gibi oluyor.Ve benim için bir tedavi süreci başlatıyor.Aslında tedirginim, hiç başlamasam kendi haline bıraksam olmaz mıydı gittiği yere kadar gitse sonra beni de götürse...Tabi bunlar benim içimden geçenler doktorum duysa çok kızar :)
İlaç içmekten hep nefret ederdim hala da öyle, küçükken annem komşu teyzelerle birlikte ilaç içirirdi.Hiç unutmam bir keresinde elimi kolumu tutup, zavallı burnumu sıkan acımasız komşuların ve annemin bana şurup içirme operasyonunun fiyasko ile sonuçlandığını.He he he o zamanlar direnirdim güçlüklere karşı, hiç bir kuvvet yıldıramazdı, beni alıkoyamazdı yolumdan.Şimdilerde kendime yorgun savaşçı sıfatını bir hayli yakıştırır oldum cuk diye oturdu üstüme.Direnişlerim yerini kabullenişlere bıraktı.Ama fark ettim ki kabullenmek direnmekten daha çok efor sarf etmeme neden oluyor...Ne yaparsam yapayım yorgunluk hissim geçmiyor.
Bu arada sanırım işi bırakmak zorunda kalacağım tedavinin daha hızlı ve sağlıklı sonuç vermesi için bu şart.Kendimi daha iyi hissetmem içinde.Allah' ım duygusala bağlamak istemiyorum olayı ne olur yardım et.Çocukları düşünmekten kaçınıyorum çünkü gözümün önüne geldiklerinde bile bir yanım sızlıyor.
Uyku uyku uyku...
''Gözlerimin üzerine çöken bir yağmur bulutu gri ve ağır.
Düşüncelerimin üzerine çöreklenen bir toprak öylece setreyleyen her yanımı.
Derin bir su, boğacakken ayıklığın elimden tuttuğu.
Bataklık uyku, her şeyi içine çeken...
Ne zaman kendimi kötü hissetsem saatlerce kaldırmam başımı yastığımdan, gömerim deve kuşu misali sanki herşey geçecek gibi gelir.Bu bir aldatmaca kendimi kandırdığımı sandığım.

...

Unutmak büyük bir mucize hiç şüphesiz, bir lütuf, bir ihsan.Ama unutkanlığı düşünüyorum.Hatırlamak istedikçe silinenleri ne garip bir oyun değil mi? Beyninin kıvrımlarından an/ı ların bir kuş gibi uçup gitmesi.
Gevezeliğin bu kadarı dimi kahvemmm uyusam iyi gelir mi acaba?

Necip FAZIL mekanın cennet olsun ne güzel anlatmışsın beni...



İki yıldız arası göğe asılı hamak...
Uyku, uyku... Zamansız ve mekansız, uyumak.
Uyumak istiyorum; başım bir cenk meydanı;
Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradanı.
İlgisizlik, herşeyden kesilmiş ilgisizlik;
Bilmeyiş ki, en büyük ilme denk bilgisizlik.
Usandım boş yere hep gitmeler, gelmelerden;
Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden!
Göz kapaklarımda gün, kapkara bir kızıllık;
Kulağımda tarihin çıkrık sesi, bin yıllık.
Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri;
Raflarda toza batmış Peygamberlerden bildiri.
Her gün yalnız namazdan namaza uyanayım;
Bir dilim kuru ekmek; acı suya banayım!
Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla!
Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla...


Necip Fazıl Kısakürek

12.2.12

7.2.12

Sende Kalmış



Ne kaldı ki bende senden gayrı
...

İstanbul' lu Bir Gün


Sabah erken kalkıp okul yollarına düştük, tatil boyunca telefonda konuştuğum çocuklarıma sarılmanın verdiği mutluluk yetti de arttı bile.O sımsıcak tebessümleri bile, buz gibi havayı ısıtmaya yetiyordu.Pozitif enerjileri ile tüm gerginliğimi bir yana bırakıp kendimi onların içinde kaybetmiştim çoktan.Taki Merve'ciğim gelip sınıfı basıncaya kadar.Ellerini arkasına almış bana doğru sinsice yaklaşıyordu.Sürpriiiz diye kısa bir haykırış sonrası elindeki hediye paketini bana uzattı.Bu ne demeye kalmadan hadi aç bakalım beğenecek misin dedi?
Doğrusu merak etmiştim. Elimle şöyle bir yoklayıp açtığımda ne göreyim.Bizim deli kız bana İstanbul'u getirmiş.Evet sen gidemedin belki ama bak o sana geldi demesi İstanbul'un beni fethettiğinin göstergesi değilse nedir?
Değil midir ki; Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethetmeden, İstanbul padişahın gönlünü fethetmişti.
Arasında birde ayracı olan bu not defterini çok beğendim. Üzerindeki yazıya takıldı gözüm.Şöyle diyordu Konstantinos Kavafis;
 ''Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın. Bu şehir arkandan gelecektir.''
Derin bir iç çektim.Merve’nin gözlerinin içine baktım.Allah'ı m yaaa deli kız seni deyip, sarıldım boynuna :)) Sevindiğimde kendimi tutamayıp verdiğim ilk tepki kahkahayı basmak, ikincisi sarılmak.
Birde istekte bulundu notlarımı bu deftere yazıp küçük hanıma okuyacakmışım ;)
Bende bir jest yapıp, ona en sevdiği pastayı yapıp götürmeye karar veriyorum o buna dayanamaz biliyorum :)
Merve ile yaptığımız ayaküstü atıştırma sohbetin devamını birlikte geçireceğimiz ertesi gün akşama bırakarak çocukların yanına dönüyoruz.
Aradan bir saat geçtikten sonra Kübra geldi yanıma. Uçaktan iner inmez okula geldi.Nereden diye sormadan söyleyeyim bloğum İstanbul' umdan... Elinde ne var dersin dur bunu sen bile tahmin edemezsin :) Bu kızlar tam bir çılgın ben de dahil :D İstanbul' dan kar kış demeyip poşetleyip toprak getirmiş bana :))) Kokusu bile bambaşka içime çektim doya doya.Onunla da sarılıp ağlaştık sevinçten ne garip değil mi üzülüyor ağlıyoruz,seviniyor ağlıyoruz :)) hep komik gelir bu bana ama çok güzel bir şey biliyor musun bu yaptığımız başka hangi canlı var her iki durumda ağlayan söyler misin;) 
Toprağı getirip cam fanusun içine koymayı çoktan planlamıştım bile.

Kendimi toparlayıp normale dönmem zor oldu doğrusu. Allah' a çok şükür ki bana böyle dostlar vermiş.
Zor zamanlarda omuzlara dokunan sıcak bir el,içten bir kelam arıyor insan ne mutlu ki biz hep birlikte atlattık zor zamanlarımızı.Allah kulunu hiçbir zaman yalnız bırakmıyor.Bizi birbirimize vesile kılıyor.Eh işte bloğum böyle duygulu bir gün geçirdik hep birlikte.Son olarak günün finalini İstanbul' dan çok sevdiğim birinin telefonuyla kapatıyorum.İşte bugün sevgi günü :))) Tüm sevdiklerimle yine yeniden bir arada olmamın mutluluğu...
Ama şunu söylemeden edemeyeceğim; ya da bunu kendime saklamalıyım.
Eksik işte!..
Mesafelere dargın değilim...
İsmail Fakrullah'ın sözüyle kapatayım bu günü, derki;
''Anlarsa uzağım yakınımdır.
Anlamazsa yakınım uzağımdır.''
...




5.2.12

Bekleyen

 BEKLEYEN 

Hangi yalnızlıktır iten seni bu sığ sulara?
Hangi şekilsiz gerçek bağlayan ellerini?
Kattığın bir acı gülüştür düştüğün korkulara, 
Kim baksa gözlerine görür beklediğini.

Saçında bir tel vardır, o çağırır hüznü,
Ellerindir yorulmuş, anlaşılmamış, nemli, soğuk .
Bir rengi vardır dudaklarının saklayan gülüşünü,
Ne zaman baksam gözlerine ağlar bir çocuk.

Ne kadar gülsen ortada kırıklığın öyle gerçek, 
Sen bir sarılarda, bir yeşillerde, bir morlarda.
Sanki bir kederdir ömrün hiç bitmeyecek.

Kimbilir seni bekleyen kim şimdi o yollarda,
Bilmediğim, görmediğin kim çıkacak o romanlardan.
Bir masal kahramanı mı? Ki kalmış eski zamanlardan. 

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Geçmiş Günler


İki haftalık bir tatilin ardından yarın iş başı yapacak gibiyim Allah izin verirse.Benim için 15 günlük kısacık tatilde :) şaka tabi bunu bulamayanlar da var, upuzun tatili maalesef ki İstanbul' da geçiremedim.Teyzemin geçirdiği kaza haberiyle, baba annemin acilleşmesini takip eden hastane maceralarımız sona ermeden üzücü bir olayda ardı sıra gelip yetişti.Bol kazalı,hastalıklı,ağlamaklı bir tatil geçirdimse de gene de güzeldi.Neden mi?
Çünkü dünyanın bekaya bakan yüzünü daha iyi algılayabildiğimi anladım.Başımıza gelen her musibetin bir hikmetinin olduğunu gördüm.Eğer bir adım atmak için yerimizden kalkıp ayağımızı taşa çarpıp düşüyorsak kendimize de başkalarına da hayata da kızmamamız gerektiğini.Mutlaka düşmenin adım atmaktan daha hayırlı olabileceğini öğrendim.Tabi, hayattan yaptığım çıkarımları defterime yazmayı da ihmal etmedim.
Bunlar bir yana işin en eğlenceli yanı; baba anneciğimin gençlik yıllarını dinlemek oldu. Çocukluğundan başlayarak gençlik yıllarını, rahmetli dedeciğimle nasıl evlendiklerini, ona olan sonsuz sevgisini, evlatlarını ne şekilde yetiştirdiğini, evlendirdiğini ve daha neleri...
Sobada yanan odunun çıtırtısı yanında sıcacık çaylarımızı yudumlarken baba anne torun koyu muhabbetlere daldık doğrusu.Hayata dair nasihat vermeyi unutmayan baba annemin gözlerinin içinde yorgun ama bir o kadarda mutlu  kadınI gördüm.
Tüm bunlar beni de haliyle çocukluk yıllarıma götürdü.Kendimi uzun zamandır açmadığım sandığımın başında buldum.Ayaklarım benden önce gitmişlerdi.Bu benim anılarımı biriktirdiğim kumbaramdı :) Kapağını kaldırmamla   tek tek baktım hepsine.İçinde ilkokul arkadaşlarımla birlikte birbirimize yazdığımız o saf ve masum mektuplarımızı okudum.On bir yıl önce Fransa'dan bana mektup gönderen öğretmenimin kokusunu anımsadım.Şimdilerde Kırklareli'nde minicik öğrencileriyle.Altıncı sınıfta vefat eden rahmetli fen bilgisi öğretmenimin resmine, sekizinci sınıfta ilk yazdığım küçük kız adlı şiirime :) tebessümle baktım.


Rahmetli dedeciğimin köstekli saati, tesbiği ve namaz şapkası ile geçirdiğim kazadan kalan platinlerimi bile saklamışım.
Küçükken bir yirmi üç nisan gösterisi ardından babamın bana aldığı plasik mutfak oyuncaklarım, ayıcıklarım barbie bebeklerim, bebeklerime diktiğim elbiselerim,biriktirdiğim gül yapraklarım,arkadaşlarımızla birbirimize aldığımız manen çok büyük hediyelerimiz,deniz kabuklarım ve tabiki İstanbul baskılı tişörtüm ... gözlerim dolu doğrusu, hatta kendimi tutamayıp azıcık ağladım sayılır.


Arkadaşlarımla olan konuşmalarımda onların söylediği güzel sözleri kayıt ettiğim not kağıtlarım...Tekrar onlarla konuşmuş gibi hissettim kendimi.Şimdilerde bir çoğu çoktan taşınıp gittiler mahallemizden kimisinin bebeği bile oldu.Kimi mesleğe başladı.Hala görüştüğüm yakın arkadaşlarımla bir gün ayarlamalıyım bir araya gelmek için.:)
Tüm bunları anımsarken odamı sıcacık bir kahve kokusu sarmıştı çoktan.
Gözüm duvarda asılı duran takvime kayıyor.''3 Aralık 2011'' de kalmış olan...Yerimden kalkıyor elime alıp uzun uzun bakıyorum.Belki de ömrümce hiç unutamayacağım o güne gidiyorum.İki ay olmuş tam...
Takvimi de sandığıma koyuyorum.Hiç unutmamak için baktıkça anımsamak için...
Anılarım arasına ne kadar çok şey eklemiştim.Zihnin anıların ekili olduğu bir arazi yanı var.Her gün takvimden düşüyor zaman, ömürden.
Geçmişi saklarken kucağında geleceği büyütüyor.Her şey geldiği hızla gidiyor tutamıyor insan elinde.Ama ümitsizliğe mi götürüyor bu beni, hayır iyi ki her şeyin bir sonu var iyi ki her şey gelip geçiyor ya kalsaydı.
Çok sevdiğim bir kitaba başlamak üzere kapatıyorum sandığımın kapağını.Malum yarın iş başı erken yatmak lazım;)



Harf bir, iki, üç, ses kontrol :)


Merhaba Sevgili Bloğum;
Adnı çok sevdim. :)
Kahve Bahane. Neden, neye, nasıl ? desende hayatımdaki pek çok şeye.
Malum, çağımıza pek çok isim veriliyor; uzay çağı, teknoloji çağı, bla bla bla...
Bu kadar çağ atlattık, devir döndürdük, çok badireler atlattık, ama ne kendimizi ne de karşımızdakini bir türlü anlayamadık.
Bunun bir sebebi de hem kendimizi hemde kim olursa olsun, karşımızdakini anlamak için dinlemiyor oluşumuzdandır.Daha çok ikincisini tercih edip dinlemiş olmak için dinliyoruz.
Samimiyetsiz sahte tebessümlere kelimelerimizi kurban ediyoruz kimi zaman.
Bazende biz başkalarının kelimelerini kurban ediyoruz kendimize.
Dinlerken karşımızdakinin gözünün içine bakıyoruz bitse de gitsem diye,ya da aynı kaçamak bakış oklarını karşımızdaki fırlatıyor gözleriyle gönlümüze.Kan akıtmadan yaralıyoruz birbirimizi yani.
O 'anlatsam roman olur' larımı, 'ohooo çook uzun hikaye' lerimi bohçaladım kaçtım geldim sana.
Anmak,anlatmak,anlaşmak,anılaşmak... kelimeleri kol kola giren sımsıkı birer dost gibiler.
Uzun lafın kısası olmaz işte, bende buraya andıklarımı, anlatmak istediklerimi, seninle anlaşacağımızı düşünerek yaşamdan bazı anları yazmak için geldim.Gelirken de eli boş gelmedim.Kaptım kahve fincanımı ''Bir Fincan Kahven Var mı? diyerek geldim.Belki sende laflamak istersin benimle kahvemi yudumlarken.
Sözlerimi kısa kesmeden, çocukken çiğnediğim o şekerli sakızları uzattığım gibi uzatacağım zevkle. ;)
Haydi şimdilik kal selametle.